TÜRKİYE’DE 1923-1950 DÖNEMİ EKONOMİK KRİZLER
14/4/2009 · Kategori: Tarih
Cumhuriyetin ilk yıllarında sanayi belli başlı merkezlerde toplanmıştır. Toplam imalât sanayiinin %75 civarındaki kısmı İstanbul, İzmir, Adana ve Bursa gibi şehirlerde faaliyette bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde kurulan sınaî birimlerin %23’ü (342 adet) 1923 yılı öncesine; %74’ü (1.088 adet) ise 1923 yılı sonrasına aittir. Bununla beraber, kurulan sanayi de tarıma dayalıdır. Nitekim, söz konusu tesislerin %44’ü tarım ve evcil hayvanlarla ilgiliyken, %24’ü dokuma, %9’u kereste ile ilgilidir. Diğer sınaî tesisler ise şu alanlarda faaliyette bulunmaktadır: %6 maden işleme, %5 kimya, %3 matbaacılık-kağıt-karton, %2 inşaat, %1 maden çıkarma, %6 diğer. (Başkaya, 1986, 31-32)
Cumhuriyet yönetimi, 1923 yılında gerçekleştirdiği İzmir İktisat Kongresi ile önemli kararlara imza atmış ve bu doğrultuda öncelikle sanayiyi teşvik edici tedbirlere yer vermiştir. Buna ilişkin kanunî ve kurumsal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Mesela; ihracata dönük sanayilerin kullandığı ham maddelerin gümrük vergisinden muaf tutulması, içe dönük imalât yapan sanayinin gümrüklerle korunması yoluna gidilmiştir. 1923-1932 döneminde bir taraftan Osmanlı’dan miras kalan yapılar tasfiye edilmiş, diğer taraftan devlet tekelleri oluşturularak bütçe gelirleri artırılmaya çalışılmıştır. Merkez Bankası, Âli İktisat Meclisi ve Devlet Sanayi Ofisi gibi millî iktisat politikası araçlarının kurulması da bu dönemdedir. (Başkaya, 1986, 47-50)
1923-1950 döneminde dünya çapında bir bunalım devresi yaşanmıştır. 1929-1931 arasını kapsayan bu krizin ülkelere etkileri şöyledir (Kazgan, 2008, 2): Tarım ürünleri fiyatları düşmüş, dış ticaret hadleri aleyhe dönmüş, ihracat pazarları daralmış, dış kredi imkânları azalmıştır.
Bu dönemde meydana gelen iki iç ekonomik kriz vardır:
· 1929 Krizi: Cumhuriyet tarihinde karşılaşılan ilk kriz 1929 yılındadır. 1929’da yaşanan büyük dünya bunalımı, Türkiye’yi de etkilemiştir. Krizin etkilerine, Türkiye ekonomisinin kendi sıkıntıları ve ilk taksitinin ödenmesi gereken Osmanlı borçları da ilave olunca ciddi bir “kambiyo krizi” yaşanmış, TL’nin değeri düşmüştür. (ATO, 2008, 1)
· 1948 Krizi: İlk devalüasyon 1946 yılında, ihracatı artırmak amaçlı yapılmasına rağmen hedefe ulaşılamamış, 1948 yılında döviz girdilerinde ciddi sorunlar baş göstermiş, başta istihdamda olmak üzere birtakım olumsuzluklar meydana gelmiştir. (Çelebi, 2001, 20)
Bir görüşe göre 1923-1950, Türkiye ekonomisinin en düzenli faaliyette bulunduğu dönemdir. Bu yıllarda, TL dünya ekonomisinde en değerli para birimi konumundadır. 1923 yılında kişi başına düşen gelir meblağı 45 Dolar olup, Avrupa ülkelerinin aynı dönemdeki kişi başına gelir meblağının biraz altında seyretmektedir. Türkiye’nin 1923-1938 dönemi ortalama yıllık büyüme hızı %7,9 olup, Cumhuriyet tarihinde 2004 ve 2005 yılları hariç (sırasıyla %9,4 ve %8,4) en yüksek orandır. (Çelebi, 2001, 15)
Genel karakteristikleri itibariyle 1923-1950 arası, dört alt dönem halinde incelenebilir (Kuyucuklu, 1993, 160-195):
· 1923-1929 Alt Dönemi:
Bu dönemde, Cumhuriyetin kuruluşu gibi, millî bir iktisat düzeni de oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu kapsamda yapılan ilk ve en önemli faaliyet, 1923 yılındaki İzmir İktisat Kongresi’dir. Kongre’de; tarım, sanayi ve ticaret sektörlerine, vergilemeye, dış ticarete yönelik politikalar belirlenmeye çalışılmıştır. Bu devrede, özel teşebbüse önem verilmiş, Sanayi ve Maadin Bankası, İş Bankası, Millî Sigorta Şirketi gibi kurumlar tesis edilmiştir.
· 1929-1932 Alt Dönemi:
Dünya ekonomik bunalımına denk gelen bu dönemde, önceki döneme göre millî iktisada daha fazla öncelik verilmiş, buna yönelik sıkı düzenlemelere gidilmiştir.
· 1933-1945 Alt Dönemi:
Bu alt devre, devletin iktisadî hayata sadece karıştığı ve onu düzenlediği değil, aynı zamanda bazı faaliyetleri bizzat gerçekleştirdiği ve iktisadî işletmeler kurduğu bir zaman dilimidir. İlk kalkınma planlarının da hazırlandığı bu dönemde, 1933-37 yıllarını kapsayan birinci ve 1938-42 yıllarını kapsayan ikinci beş yıllık sanayi planları uygulanmıştır. Bununla beraber, söz konusu planlar, millî iktisadın tüm kesimlerini içermediğinden, yatırım ve büyüklüklerle ilgili olmadığından, fakat sanayide belirli alt kollarda fabrikalar kurulmasını ve belirli işler yapılmasını öngördüğünden, daha ziyade birer program olarak değerlendirilmektedirler.
· 1946-1949 Alt Dönemi:
Bu dönem, daha çok, bir geçiş devresi niteliğindedir. Nitekim, devletçi ve müdahaleci bir iktisadî düzenden özel girişimciliğin revaç bulduğu liberal bir düzene doğru değişim süreci yaşanmıştır.
akademiktisat.net
** “Türkiye’de 1923-2006 Döneminde İktisadî Krizler ve İstatistikler İtibariyle Sektörel Analizler”, Türkiye’nin Ekonomi Politiği: 1923-2007, Editörler: Mehmet Dikkaya, Deniz Özyakışır, Adem Üzümcü, Orion Kitabevi, Ankara, 2008, s.239-280.



